Sayın Nihat Çiftçi’ye açık bir soru soruyorum:
Şovmenlik dışında ne yaptınız?
Kameralar karşısında sürekli poz vermek, her açılışta mikrofon kapmak, sosyal medyada reklam çalışmaları yapmak belediyecilik değildir. Belediyecilik; asfaltı zamanında dökmektir, altyapıyı çözmektir, gençlere iş alanı açmaktır, halkın derdine kalıcı çare üretmektir.
Bugün Karaköprü’ye bakıyoruz…
Plansız büyüyen mahalleler.
Trafik çilesi.
Yetersiz altyapı.
Betona boğulmuş yaşam alanları.
Ve her seçim dönemi tekrar edilen aynı vaatler…
Peki sonuç?
Koca bir reklam belediyeciliği.
Vatandaş artık süslü cümle değil hizmet görmek istiyor. İnsanlar fotoğraf paylaşan değil, sorun çözen yönetici arıyor. Çünkü Karaköprü’nün makyaja değil vizyona ihtiyacı var.
Bir diğer tartışma ise yıllardır dilden dile dolaşan “akraba ve yakın çevreyi işe alma” meselesi. Halkın en büyük beklentisi liyakatken, belediyede konuşulanların merkezinde hep aynı iddiaların olması bile başlı başına güven sorununa dönüşmüş durumda. İnsanlar artık torpil değil adalet görmek istiyor.
Karaöprü genç bir ilçe olabilir ama halk artık acemi yönetim görmek istemiyor. Bu şehir; günü kurtaran PR çalışmalarından, sürekli algı yönetiminden yoruldu.
Soruyorum:
Karaöprü’ye kalıcı hangi projeyi kazandırdınız?
Hangi sorunu kökten çözdünüz?
Bugün insanlar sizi hizmetle mi hatırlıyor, yoksa gösterişle mi?
Çünkü gerçek belediyecilik; afişte değil sokakta belli olur.
Karaköprü’de yaşayan vatandaş her gün aynı çileyi çekiyor. Ama belediyeden bakınca her şey güllük gülistanlık… Çünkü onların derdi hizmet değil, reklam.
Çıkın halkın arasına da görün:
Yollar köstebek yuvasına dönmüş.
Parkeler kırık, kaldırımlar paramparça.
Bir tane düzgün şehir planlaması yok.
Ağaçlandırma desen yok denecek kadar az.
Beton var, görüntü var ama yaşam yok.
En büyük rezalet ise kaldırımların işgal altında olması…
Market ayrı kaldırımı kapatmış,
Kafe ayrı masa atmış,
Dükkan ayrı mal dizmiş.
Vatandaş yürümek için yola inmek zorunda kalıyor.
Peki zabıta ne iş yapıyor?
Vatandaşın gözünde zabıtanın tek görevi pazarcının başına dikilip para toplamak olmuş. Kaldırımı işgal eden büyük işletmelere ses yok, şehir düzenini bozanlara ses yok ama iş gariban esnafa gelince herkes görev başında.
Bir başka tartışma da pazar yerleri…
Esnafın ödediği paralarla yapılan alanlar nasıl oluyor da belediyenin kendi başarısı gibi sunuluyor? O pazarı yapan vatandaşın cebinden çıkan para. Sonra dönüp halka “hizmet yaptık” diye reklam kesiliyor.
Karaköprü bugün plansızlığın, denetimsizliğin ve göstermelik belediyeciliğin bedelini ödüyor. İnsanlar artık sosyal medya paylaşımı değil; temiz yol, düzenli kaldırım, nefes alacak yeşil alan istiyor.
Çünkü belediyecilik afiş bastırmakla değil, şehri yaşanabilir hale getirmekle olur.
“Bu Başarı Neyin Başarısı?”
ORC Araştırma’nın Karaköprü Belediyesi’ni “başarılı ilçe belediyesi” olarak göstermesi vatandaşın aklında büyük bir soru işareti bıraktı:
Neye göre başarı?
Karaköprü’nün sokaklarında gezen herkes aynı tabloyu görüyor…
Bozuk yollar.
Kırık parkeler.
İşgal altındaki kaldırımlar.
Yetersiz yeşil alan.
Bitmeyen trafik ve altyapı sorunları…
Şimdi vatandaş soruyor:
Bu araştırmayı yapanlar gerçekten Karaköprü sokaklarında dolaştı mı?
Mahalleleri gezdi mi?
Vatandaşın derdini dinledi mi?
Yoksa sadece masa başında rakamlarla mı “başarı” yazıldı?
Çünkü halkın yaşadığı gerçek ile açıklanan tablo arasında dağlar kadar fark var.
Bugün Karaköprü’de insanlar kaldırımlarda yürüyemiyor. Market ayrı, kafe ayrı, iş yeri ayrı kamusal alanı işgal etmiş durumda. Zabıta denetimi ise vatandaşın gözünde neredeyse yok hükmünde.
Ağaçlandırma desen yetersiz…
Şehircilik desen plansız…
Yollar desen yama üstüne yama…
Ama iş reklam olunca herkes mutlu.
Asıl mesele şu:
Başarı anketle mi ölçülür, vatandaşın yaşadığı şehirle mi?
Eğer bir belediyenin başarısı gerçekten halkın yaşam kalitesiyle ölçülüyorsa, Karaköprü’de insanların her gün şikâyet ettiği bu sorunlar neden hâlâ çözülmüyor?

Yorumlar
Kalan Karakter: